Sunday, January 31, 2010

Iki satirlik telgraf

Istanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm:

“Avrupa’ya talebe yollanacaktır.”

Allah, dedim! Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa’ya talebe... Lüks gibi gelen bir şey...

Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına “Berlin Üniversitesi’ne gitsin” diye yazılmış. Vakit geldi, Sirkeci Garı’ndayım; ama kafam çok karışık. Gitsem mi, kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı? Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzii ismimi çağırdı. “Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir telgrafın var.” “Benim” dedim. Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu:

“Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.”
İmza: Mustafa Kemal

Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm. Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü’nü kurdum. Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım.

Ben kim miyim? Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamı:

Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak

Atatürk’le ilgili eserlerde böyle şeyleri bulamazsınız. Oralarda hep içki sofraları, sigara dumanları, insan zaafları ve devlet dedikokuları öne çıkar...(Rauf Tamer'den)

1 comment:

Melek said...

rauf tamer cok önceden tercümanda yazardi babam alirdi okurduk simdi gazete okumak gibi bir aliskanligim yok burda önceleri yoktu sonra bir iki gün sonra sinin ki gelmeye basladi derken milliyet yoktu mesela cumhurioyet yoktu simdi halacumhuroiyeti havaalani tren istasyonlarinda falan yada cok iyi satis yapan yerlerde buluyorsun o bakimdan magazinde okumak icin para vermedigimizden gazete okuma aliskanligi gitti enisten alir okur ben bir iki bakip atarim zaten haberlerde dinledigin seyler
yani ne diycektim ne yazdim böyle seyleri sen yaz ben okuyum hosuma gidiyor